CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, “çiftçinin tüccarın, sanayicinin eline, vahşi kapitalizmin serbest piyasa düzenine atıldığını ve kaderiyle baş başa bırakıldığını” ifade etti.
(ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, “çiftçinin tüccarın, sanayicinin eline, vahşi kapitalizmin serbest piyasa düzenine atıldığını ve kaderiyle baş başa bırakıldığını” ifade etti.
Sarıbal, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) bugün Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Gıda ithalatındaki artışın, geçen yılın aynı ayına kıyasla genel ithalatın tam beş katına çıktığını belirten Sarıbal, “İhracatta yüzde 8,1 artış var, ithalatta ise yüzde 9 artış var. Ancak sektörel dağılım içerisinde bakıldığında, sektörlerin kendi içerisinde analiz edildiğinde gıda, içecek ve tütün ithalat miktarının yüzde 46,8 oranında yükseldiğini görüyoruz. Aynı gruptaki ihracat miktarı ise yüzde 19,1’de kalmış durumda. Bu korkunç bir şey. Bu, sevgili yurdumun dört mevsimi, yedi bölgesi, 230 milyon dönüm civarında ekilen biçilen arazisi olan bir ülkede bu vahim durumu yaşıyoruz” dedi.
Gıda ithalatı birim değerleri endeksinin yüzde 3 gerilediğine dikkati çeken Sarıbal, “Aynı alanda ithal miktarı yüzde 46,8 yükselmiş. Dünyada gıdada bir enflasyon da yok. Dünyada artış da yok. Peki bizim bu yüzde 46’lık artış neden kaynaklanıyor? Sadece ve sadece ithalatın artış miktarından gerçekleşmektedir. Dolayısıyla bütün bu sürece baktığımızda ithalat miktarının daha çok arttığını, ihracatınsa sadece özel kalemlerde, özellikle gıda ve içecek anlamında 5 kat, 6 kat katlandığını net bir şekilde görmek durumundayız” diye konuştu.
“EYLÜLDE ÇİFTÇİ MAZOT KULLANMAYACAK MI?”
Tarımın en önemli girdilerinden birinin mazot olduğunu ve sektörün 3,5 milyar litre mazot kullandığını belirten Sarıbal, eşelmobil sisteminin ay sonuna kadar kaldırıldığını, 17 gün boyunca ÖTV’nin sıfırlanacağını ifade etti. Sarıbal, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Anlattık ama daha sonra üçer lira, üçer lira her ay ilave edilecek ve yıl başına geldiğimizde 13 lira gibi bir fiyat ÖTV’ye ilave edilecek. İran krizi, İran Savaşı sürecinde bu azaltıldı, eksiltildi, sıfırlandı. Şimdi de ağustos sonuna kadar sıfırlanıyor ama eylülden itibaren… Peki eylülde çiftçi mazot kullanmayacak mı? Örneğin hububat ekenler, arpa, buğday, kış ürünleri ekenler, onlar ne yapacaklar?
Dolayısıyla bütününe baktığımızda ortada bir sorun var. Kaldı ki sadece ÖTV değil. Yıllardır yalvarıyoruz, ‘çiftçinin kullandığı mazot üzerinden derhal ÖTV ve KDV’yi tümüyle kaldırın’. Büyük bir süreçten geçiyoruz. Geçen yılla bu yıl arasında yüzde 46’ya varan artışları görüyoruz. Bunu derhal kaldırın. Ama asla kaldırılmıyor. Peki ne oluyor? Üretici fiyatları yerle bir. Tüketici yeterli ucuzlukta ürün alamıyor. Ama üretici de gerçekten büyük bir perişanlık içerisinde.
Örneğin çiğ sütte, ortaya koydukları plana göre ilk 3 ay ve 6 ay olmak üzere bir destekleme yapılması gerekiyor. TÜSEDAD sürekli açıklama yapıyor. Der ki ‘2026’nın ağustos ayındayız. Ama ocak, şubat, mart aylarında çiftçinin litre başına destek miktarı hâlâ belli değil, ödenmedi’. Hani 3 ayda bir açıklanacaktı ve ödenecekti? Neden bunu yapmıyorsunuz? Başka her şeye para buluyorsunuz. Gözünüzü çiftçinin sütüne mi diktiniz?
“MERAYA DAYALI HAYVANCILIK YAPMAYAN BİR ÜLKE, HAYVANCILIĞI SÜRDÜREMEZ”
Bugün 1 litre sütle 1,5 kilogram yem alması gerekiyor bir çiftçinin. Ama hangi çiftçi? 500 baş, 1000 baş, 200 baş yoğun entegre, yoğun mekanik süt üretimi yapan işletme ile siz kırdan 10 baş, 15 baş, 20 baş hayvanı olan üreticiyi aynı kefeye koyamazsınız. O üreticilerin maliyetiyle büyük işletmelerin maliyeti birbirinden farklıdır. Elbette onların da kendine göre maliyetleri vardır. Ve siz meraya dayalı bir hayvancılığı askıya almışsınız. Adeta ortada meraya dayalı hayvancılık yok. Çünkü meraları asla ihya etmiyorsunuz. Türkiye’yi gezdiğinizde meraların, özellikle sulu tarım yapılan bölgelerde nasıl sahipsiz ve kaderine terk edildiğini görürsünüz. Kars’tan Ardahan’a, Erzurum’dan Samsun’a, Ankara’dan Polatlı’ya, Türkiye’nin her yanı, Egesinden Marmarasına, Trakya’ya gidin, meraları görün. Meraya dayalı bir hayvancılık yapmayan bir ülke hayvancılığı sürdüremez.
“KAĞIT ÜZERİNDE PLANLAMAYLA BU OLMAZ”
Çıkın Türkçe söyleyin. ‘Biz bu topraklarda hayvancılığın yapılmasını istemiyoruz. Çünkü dışarıdan getiriyoruz. Canlı hayvan getiriyoruz. Yem ithalatı yapıyoruz. Katkı maddelerini ithal ediyoruz. Sizin üretmenize gerek yok’ deyin, bu insanlara daha çok zulüm çektirmeyin. Samimi, dürüst. ‘Yok, hayır, biz bu topraklarda hayvancılığın büyümesini, artmasını istiyoruz ve çiftçinin de insanca yaşamasını istiyoruz’ diyorsanız doğru dürüst bir iş yapın. Kâğıt üzerinde planlamayla bu olmaz. Hızlıca litre başına süt desteğini açıklayın ve ödeyin.”
Binlerce kez söyledik, anlattık. Sözleşmeli tarım tek başına bu koşullarla çiftçide istenilen rahatlığı, huzuru ve geliri sağlayamaz. Neredeyse buğday üretimimizden sonra en fazla ürettiğimiz domatestir ve bunun yüzde 70’i de sofralıktır. Domatesin bugün elbette yerine, büyüklüğüne, iline göre 4 lira ile 5 lira arasında maliyeti vardır. Bugün çiftçinin eline geçen 3 lira ile 3,5 lira arasında paradır. Çünkü şirketler yüzde 20, yüzde 15, yüzde 25, hatta bazı yerlerde yüzde 30 fire düşmektedir. Ne demek yüzde 30 fire? Yüzde 20 fire ne demektir? Bir dönümden, bin metrekareden 10 ton domates alıyorsanız bunun 2 tonuyla 3 tonu fire demektir.
“BÜTÜN RİSKLER ÇİFTÇİYE, UCUZ DOMATES SANAYİCİYE”
Bütün riskler çiftçiye, ucuz domates sanayiciye; bütün sorunlar çiftçiye, piyasa düzenlemesi, fiyatlar sanayiciye. Elbette sanayiciye sözüm yok. Sanayici o işi yaparken para kazanmak için yapıyor. Peki kim sorumlu? Kim düzenlemeli bu süreci? Yine yaşadığımız bütün sorunların temel sorumlusu iktidardır. Saray sultanizmi ve Mehmet Şimşek’in ekonomik politikaları… Bir kere, sözleşmeli tarım bir tarım politikasının temel unsuru olmalıdır. İki, sözleşmeli tarımı bireysel değil, çiftçi örgütleriyle yaparsınız. Üç, devletin gözetimi ve denetimi altında olur. Dört, taban fiyatı kurul tarafından belirlenir. O taban fiyatına bütün sanayiciler uyar. Beş, fire benzeri bütün olaylardaki girdiler bağımsız bir yapı tarafından denetlenir. Altı, devlet doğrudan sürecin içerisine müdahil olur. Çiftçinin ve tüccarın zarar etmeyeceği bir düzeni kurar. Tüccar ya da sanayici ihracat yaptığında rekabet edemiyorsa Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı devreye girer, onun rekabet etmesini sağlayan bir desteği yapar.
Atıyorsunuz çiftçiyi tüccarın, sanayicinin eline, vahşi kapitalizmin serbest piyasa düzenine atıyorsunuz ve o insanları kaderine baş başa bırakıyorsunuz. Fabrikalarla karşı karşıya getiriyorsunuz. Üç temel şey var; bir, girdileri, imalat girdilerini düşüreceksiniz. İki, girdileri düşüremiyorsanız yeterli desteği zamanında ve yerinde yapacaksınız. Üç, bunların ikisini de yapmıyorsanız halkın alım gücünü artırıp ithalat-ihracatta özel bir destekleme politikası ortaya koymak zorundasınız. Peki bunların tümünü yapabilmek için ne yapmak lazım? İrade.”
Tarım planlamalarının kağıt üzerinde olduğunu belirten Sarıbal, geçen yıl “yerle bir” olan patates ve soğanın bu sene “uçup gittiğini” söyledi.
Sarıbal, şöyle devam etti:
“Planlama dediğimiz şey Ankara’dan yapıldığı için ülkenin patates ihtiyacı ne, soğan ihtiyacı ne, nereye ne kadar ekilir planlaması asla hayata geçmiyor. Çünkü planlamayı yapabilmeniz için o planlamaya uymayan çiftçinin gelirinin gerçekten önemli bir şekilde etkilenmesi lazım. Siz doğru, sürdürülebilir, müdahaleci bir destekleme yapmıyorsanız o planlamayı da hayata geçiremezsiniz. Bir tarafta soğan bir sene önce çürüyecek depolarda, bir sene sonra soğan bir sene öncenin üç katı para edecek.
Dolayısıyla neresinden bakarsanız bakın, planlama kâğıt üzerinde, uygulamada yok. 2027 yılında uygulamaya daha çok geçeceklermiş. Daha dikkat edeceklermiş. Bölgesel planlamaların, bölge koordinat kurullarının daha aktif çalışmasını sağlayacaklarmış. Siz ithalatı, siz sözleşmeli tarımı, tarımın temel felsefesi olarak görüyorsanız asla bu planlamayı gerçekleştiremezsiniz. Bu mümkün değil. Çünkü ne yazık ki tarlada görülen yaşamla Ankara’daki birbirine uymuyor, uymamakta. Bütün bu sorunların tek bir muhatabı var; iktidar.”
“BİR İKTİDAR DEĞİŞİR, HER ŞEY DEĞİŞİR”
“Bir avuç faiz lobisine bu yıl merkezi bütçeden 3 trilyona yakın para ödeneceğini” ifade eden Sarıbal, sözlerini şöyle tamamladı:
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek, ortak tarım politikaları ve ortak enflasyon meselesi üzerinden çiftçiyi ezen, üretim mekanizmalarının da ayakta kalması arz meselesinde ithalatla çözmeye çalışan bir mekanizma. Değişecek, değiştireceğiz. Ama bu çiftçiye yazık, bu ülkenin toprağına yazık. Bir iktidar değişir, her şey değişir. Başaracağız hep birlikte. Bu ülkeye insanca yaşamını sürdürecek, onuruyla ürettiğinden para kazanacak bir çiftçi ve cebindeki parayla güvenli gıdayı, yeterli gıdayı alacak bir tüketiciyi elbette sağlayacağız. Neyle? İnançla, dirençle, dayanışmayla. Hep birlikte başaracağız.
Yaşasın bu ülkenin onurlu çiftçileri. Yaşasın bu ülkede üretim yapan yürekli insanlar. Yaşasın bu ülkenin topraklarında yaşayan bu ülkenin yürekli insanları. Hep birlikte omuz omuza verip bu iktidarı demokratik yollarla alaşağı edeceğiz. Bu ülkeye onurlu, aydınlık, geleceği pırıl pırıl bir dünya, bir Türkiye tekrar inşa edeceğiz.”
Gündem Yalova, “Termal Şehirden Taze Gündem” anlayışıyla şehirden yükselen en güncel gelişmeleri anlık, tarafsız ve güvenilir şekilde sunan; Yalova’nın nabzını tutan dinamik bir haber platformudur.
Yorum Yap