SON DAKİKA
--:--:--

Gültan Kışanak: “Kısa vadede anayasa yapabilecek bir olgunluğa geleceğimiz konusunda umutlu değilim”

Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak, Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu ancak kısa vadede anayasa yapabilecek toplumsal ve siyasal olgunluğun oluşacağı konusunda umutlu olmadığını belirterek, “Anayasa meselesini Cumhurbaşkanlığı seçimiyle doğrudan bağlantılı ele almak çok sığ bir düşünce” dedi.

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!
Gültan Kışanak: “Kısa vadede anayasa yapabilecek bir olgunluğa geleceğimiz konusunda umutlu değilim”

Haber: Berfin BAYIR

(ANKARA) – Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak, Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu ancak kısa vadede anayasa yapabilecek toplumsal ve siyasal olgunluğun oluşacağı konusunda umutlu olmadığını belirterek, “Anayasa meselesini Cumhurbaşkanlığı seçimiyle doğrudan bağlantılı ele almak çok sığ bir düşünce” dedi.

DEM Parti İmralı Heyeti üyesi ve Şanlıurfa Milletvekili Mithat Sancar, İmralı Sekreteryası üyesi Çetin Arkaş ve eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak, gazetecilerle Hotel Starton’da bir araya gelerek, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

KIŞANAK: “BU YASADAN YARARLANACAK ÇOK İNSAN VAR”

Kışanak yasadan yararlanacakların yalnızca dağdan gelecekler veya cezaevinden çıkacaklarla sınırlı olmadığını söyledi. Geçmiş yıllardaki çatışmalı süreçte PKK ile irtibatlı olarak çok sayıda dava açıldığını belirten Kışanak, bu davaların bir bölümünün soruşturma, kovuşturma veya erteleme aşamasında bulunduğunu ifade etti. Kışanak, “Herkes bu yasaya sadece şöyle bakıyor: ‘Dağdan kaç kişi gelecek, cezaevinden kaç kişi çıkacak?’ diye. Oysa bu geçen 50 yıllık çatışmalı süreçte PKK ile irtibatlı açılmış on binlerce, hatta yüz binlerce denilirse abartılı olmayacak davalar var” dedi.

Yasadan yararlanabilecek kişiler arasında cezaevinde bulunmayan, tutuksuz yargılanan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen veya yurt dışında bulunan kişilerin de olduğunu belirten Kışanak, aynı kişiler hakkında birden fazla dava bulunabildiğini söyledi.

Kışanak, “Bu yasa çatışma sayfasını kapatıp yeniden demokratik uzlaşı içerisinde eşitlik hukukuna, demokratik kriterlere uygun yeni bir yaşam kurabilmek, gelecek perspektifi oluşturabilmek açısından önemli ve kıymetli” diye konuştu.

“İKİ AY İÇERİSİNDE YASANIN UYGULANABİLİR HALE GELECEĞİ MESAFE KATEDİLEBİLİR”

Yasanın hayata geçirilmesi için yapılması gereken işlemlerin tamamlanmasını beklediklerini belirten Kışanak, gerekli mekanizmaların kurulması ve hızlı yol alınması halinde iki ay içerisinde yasanın uygulanabilir hale gelebileceği mesafenin katedilebileceğini söyledi. Kışanak, “Ondan sonra da peyderpey bu dosyalar ele alınarak bu konuda mesafe katedilir. Dışarıda olan gelir, cezaevinde olan çıkar, silah bırakan gelir, açık dosyalar kapanır” diye konuştu.

KIŞANAK’TAN HASTA TUTUKLULAR İÇİN ÇAĞRI

Kışanak, önceliğin cezaevlerinde bulunanlar ve silah bırakanların toplumsal hayata katılması olması gerektiğini belirterek, “Acilen, insani ve vicdani olarak yapılması gereken şey hasta tutsakların bu yasayı beklemeden tahliyesiyle ilgili imkanları yaratmak” dedi.

Yasanın uygulanacağına inandıklarını belirten Kışanak, parlamentodan büyük bir konsensüsle çıkan yasaya toplumun verdiği tepkinin de “pozitif ve yapıcı” olduğunu söyledi.

“GERÇEK ÇÖZÜM, KÜRTLERİN YÖNETİME KATILABİLMESİNİN İMKANINI YARATMAK”

Suriye’deki gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kışanak, yeni bir durumla karşı karşıya olunduğunu belirterek, Kürtlerin Şam’da yönetime katılmasının imkanlarının yaratılması gerektiğini söyledi. Kışanak, “Şu 200 yıllık çatışma dönemini kapatacak şey Kürtlerin güven içerisinde, eşitlik hukukuyla, kendi ana dilleriyle yönetime katılabilmelerinin imkanını yaratmak” dedi.

Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in Kasiyun Tepesi’nde çekilen fotoğrafına değinen Kışanak, “Sorunu çözmek için aslında yapılacak şeyler Şam’da da Ankara’da da Tahran’da da bellidir. Kimseyi dışarıda bırakmadan tüm farklılıkları yönetime katılabilecekleri imkanların önünün açılması. Çatışmaları önleyecek şey budur, kalıcı barışı sağlayacak şey budur” diye konuştu.

“YENİ ANAYASA TEMEL BİR İHTİYAÇ ANCAK KISA VADEDE GÜNDEME GELECEĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUM”

Kışanak, 12 Eylül Anayasası’nın yapıldığı günden bu yana değiştirilmesi gerektiğine ilişkin geniş bir görüş bulunduğunu belirterek, anayasa yapılmasının temel bir ihtiyaç olduğunu ancak kısa vadede yeni bir anayasa için gerekli konsensüsün oluşacağını düşünmediğini söyledi. Kışanak, basın ve ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ile yerel demokrasiyi güçlendirecek ve kayyum uygulamasını ortadan kaldıracak düzenlemelerin acil olarak yapılması gerektiğini ifade etti. Kışanak, yürütülen sürece karşı olanların az olduğunu ancak toplumdaki “ama”ların, kaygıların ve soru işaretlerinin giderilmesi gerektiğini belirtti.

“BU ANAYASAYLA BİZ İLERİYE GİDEMİYORUZ”

Kışanak, şöyle konuştu:

“Bu anayasayla biz ileriye gidemiyoruz. Bir kere darbe ruhunu taşıyor. İşte orasından burasından yapılan değişikliklerle yamalı bohçaya döndü. Bizim demokratik bir cumhuriyete dönüşme konusundaki ihtiyaçlarımıza cevap vermeyen bu anayasanın değişmesi gerektiği konusunda kimsenin tereddüdü yok.”

Türkiye’de anayasanın değiştirilmesi konusunda bir konsensüs oluştuğunu ancak anayasanın nasıl yapılacağının ciddi bir sorun olduğunu belirten Kışanak, “Maalesef Türkiye, kabaca araştırmacı Bekir Ağırdır’ın söylediği gibi, üçe bölünmüş bir sosyolojiye hitap eden bir siyasal duruşun olduğu bir ülke. Yani muhafazakarlar, sekülerler ve Kürtler… Böyle bölünmüş toplumlarda, siyasal olarak kutuplaştırılmış toplumlarda anayasa yapmak zordur” dedi.

“KISA VADEDE ANAYASA YAPABİLECEK BİR OLGUNLUĞA GELECEĞİMİZ KONUSUNDA ÇOK UMUTLU DEĞİLİM”

Kışanak, kısa vadede yeni bir anayasa için gerekli toplumsal ve siyasal olgunluğun ortaya çıkacağı konusunda umutlu olmadığını belirterek, şunları söyledi:

“Ben bu sürecin bu açıdan bazı konuları tartışma konusunda kolaylaştırıcı olabileceğini düşünüyorum. Fakat kısa vadede bir anayasa yapabilecek, böyle bir konsensüs açığa çıkarabilecek olgunluğa geleceğimiz konusunda da maalesef çok umutvar değilim. Keşke daha umutvar olabilsem. Yani öyle hemen ekimde anayasa gelecek, anayasa değişikliği yapılacak falan… Ben böyle bir gündemi politik olarak çok öngöremiyorum.” 

Kışanak, “Böyle kısa vadede gündeme geleceğini düşünmüyorum. Keşke bu yolu, bu mesafeyi kısa vadede alabilsek” diye konuştu.

“ANAYASA MESELESİNİ CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİYLE DOĞRUDAN BAĞLANTILI ELE ALMAK ÇOK SIĞ BİR DÜŞÜNCE”

Kışanak, “Bu meselenin, anayasa meselesinin Cumhurbaşkanlığı seçimiyle doğrudan bağlantılı ele alınmasının çok sığ, çok sıradan bir düşünce olduğunun altını çizmek istiyorum. Çünkü Cumhurbaşkanlığı meselesini çözecek başka yollar var. Yani çözülür, şu andaki tabloya bile baksan, parlamentodaki tabloya baksan kaç eksiği kalmış ki? Öyle böyle tamamlar” dedi.

“SÜRECE KARŞI ÇOK AZ İNSAN VAR AMA HERKESİN ‘AMA’SI VAR”

Toplumun farklı kesimleriyle temas halinde olduklarını belirten Kışanak, sürecin tamamen sona erdirilmesini isteyen çok az kişiyle karşılaştıklarını, ancak toplumda kaygıların ve soru işaretlerinin bulunduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

“Aslında sürece destek kelimesi bu durumu tam açıklamıyor. Sürece karşı kimse yok. Ama herkesin devamında ‘ama’sı var. Şimdi mesele bu. Bu kısımları çözemiyoruz. Yani güven konusu. Herkesin kafasındaki acabaları, amaları, soru işaretlerini çözemiyoruz. Bunları çözebilecek adımların da atılması, çalışmaların yapılması, bunun imkanlarının açığa çıkartılması lazım.”

En sağdan en sola, farklı toplumsal ve siyasal kesimlerle bir araya geldiklerini belirten Kışanak, çoğunluğun sürecin devam etmesini istediğini ancak sürecin daha doğru ve sağlam yürütülmesine ilişkin kaygılar taşıdığını söyledi.

MAHMUR DEĞERLENDİRMESİ

Kışanak, şöyle konuştu:

“Mahmur’dakiler haklarında bir soruşturma, kovuşturma olduğu için orada değiller. 1990’lı yıllarda yaşanan ağır operasyonlar, çatışmalar, koruculuk dayatması nedeniyle burada güven içerisinde kendi topraklarında yaşayamadıkları için giden insanlardan oluşan büyük bir toplumsal yapı. BM de bunu böyle kabul ettiği için BM’nin güvencesinde yıllarca orada bu insanlar kaldılar.”

Mahmur’da yaşayanların dönüşü için güvenli bir ortamın oluşturulması gerektiğini belirten Kışanak, bu sürecin doğrudan Mahmur’da yaşayanların katılımıyla yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

Kışanak, “Bu okullarda Milli Eğitim’in bundan sonra eşit yurttaşlık konusunda ya da farklılıklarımızla birlikte eşitiz konusunda çabalar yapması son derece kıymetli. Çünkü evet, siyaseten bazı şeyleri çözebilirsiniz, hukuksal olarak da çözebilirsiniz ama aynı zamanda toplumsal olarak da çözmeniz lazım” dedi.

SANCAR: “AYM VE AİHM KARARLARI DERHAL UYGULANMALI”

DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Sancar, “Bu yasaya gerek kalmadan yapılması gerekenler var, bunları da aylardır, yıllardır söylüyoruz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması, mevcut infaz sisteminde hasta tutuklu ve hükümlülerin derhal serbest bırakılması ve buna benzer pek çok şey var. Bunların yapılması gerektiğini elbette söylüyoruz. Bunun siyasal mücadelesini yürütüyoruz, yıllardır yürütüyoruz. Bizim duruşumuz açık ve net: Anayasa Mahkemesi kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları derhal uygulanmalı” dedi.

“DEMİRTAŞ, KAVALA, CAN ATALAY VE ADINI BİLMEDİĞİMİZ HERKES İÇİN”

Sancar, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve Can Atalay’ın yanı sıra adını bilmedikleri herkes için de bu kararların uygulanması gerektiğini söyleyerek “Bu, Anayasa’nın gerekliliği yerine getirilmeli. AİHM kararlarına uymak Anayasa’nın 90. maddesinin açık gereğidir” diye konuştu.

Türkiye’nin kendi Anayasası’na uymamasının asıl sorun olduğunu ifade eden Sancar, Osman Kavala hakkında verilen kararın içeriği ve tespitleri açısından “çok ciddi uyarılar ve eleştiriler” taşıdığını söyledi. Sancar, AİHM’nin yargı yetkisinin bireysel başvuru hakkıyla birlikte tanınması ve Anayasa’da bu konuda hüküm bulunması halinde, bunun gereklerinin de yerine getirilmesi gerektiğini belirtti.

“SÜREÇ VAR DİYE HUKUK VE DEMOKRASİ MÜCADELESİNİ ASKIYA ALMAYIZ”

Sancar, “Bir yandan evet süreç yürüyor, bunlar olmalı. Ama bunlara bakarak ‘Süreç olmaz, yürümez’ noktasında durmamız da beklenemez. Hem barışı hem hukuku hem demokrasiyi birlikte getirmek bizlerin ve bunları isteyen bütün toplum kesimlerinin sorumluluğudur” dedi.

Sancar, şöyle devam etti:

“Her şey devletten beklenemez. Sadece devletten, sadece iktidardan beklerseniz kendinizi özne olmaktan çıkarırsınız. Kendi hedeflerinizi askıya almış olursunuz. Bu büyük bir dönüşüm sürecidir. Eğer bu dönüşümün demokrasi, demokratik toplum, özgürlük, eşitlik, hukuk yönünde ilerlemesini istiyorsak hepimiz burada çalışmalıyız, çaba harcamalıyız. Bugüne kadar yürütülen mücadeleleri, çalışmaları sürdürmeliyiz.”

“Süreç var, o zaman bunları askıya alalım” anlayışının kimse tarafından savunulmadığını ifade eden Sancar, mücadelelerinin devam edeceğini belirtti.

“YENİ ANAYASA EN GENİŞ TOPLUMSAL VE SİYASAL KATILIMLA YAPILMALI”

Yeni anayasa tartışmalarına ilişkin konuşan Sancar, “Yeni bir anayasa yapılmalı. Ama bunun en geniş toplumsal ve siyasal katılımla yapılması lazım. Yeni anayasa en geniş siyasal ve toplumsal katılımla olmalı, bu bir. İkincisi, yeni anayasa tartışmalarının sağlıklı yürümesi için saha, şartlar buna uygun hale gelmeli” dedi.

Yeni anayasa tartışmalarının sağlıklı yürütülebilmesi için “yol temizliği” yapılması gerektiğini belirten Sancar, özgür tartışmayı engelleyen ve keyfi uygulamaları teşvik eden pratikler ile hukuki düzenlemelerden alanın arındırılması gerektiğini ifade etti.

Anayasa tartışmalarını yalnızca belirli başlıklara sıkıştırmayı kabul etmediklerini belirten Sancar, Kürt sorunu, demokrasi sorunu, özgürlük sorunu ve hukuk devleti meselesinin birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

“KÜRT BARIŞI SİLAH BIRAKMAYLA ÖNEMLİ BİR EVREYE GELDİ AMA DAHA FAZLASINA İHTİYAÇ VAR”

Sancar, “Kürt barışı silah bırakmayla önemli bir evreye geldi ama büyük barış, yani tüm toplumu kapsayan, tüm toplumu esas alan barış için çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Demokrasiye ihtiyacımız var, hukuksal güvencelerin işletileceğine inancın arttığı bir düzene ihtiyaç var” dedi.

Barış ve demokratik toplum hedeflerini birbirinden ayırmadıklarını belirten Sancar, “Haksızlıkların, hukuksuzlukların kime yapıldığı konusu da bizim için tutum belirlemede asla ölçü değildir. Ayrımsız herkesin hakkını, adaleti herkes için savunmayı esas alıyoruz” diye konuştu.

Sancar, “Öncelikle bu süreci destekleyecek, şu anki silahsızlanma ve siyasallaşma sürecini destekleyecek hukuksal değişiklikler, düzenlemeler lazım. Raporda var; Terörle Mücadele Kanunu’ndan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na kadar… Bunların da bu çerçevede mutlaka hızla değiştirilmesi gerekiyor” dedi.

Barış hukukunu bütünlüklü bir kavram ve program olarak ele aldıklarını ifade eden Sancar, bunu “barış üçgeni” olarak tanımlayarak, “Silahsızlanma bunun bir ayağıdır. Buna ‘barış üçgeni’ diyoruz. Her bir ayak diğeriyle, her bir çizgi diğeriyle mutlaka temas ediyor. Silahsızlanma, Kürt sorununun çözümüne giden yolu açma, bütün ülkede toplumsal barışı sağlayacak demokratikleşmeyi sağlama… Bu üç çizgi bizim için esas programdır” diye konuştu.

“BU YASA NET BİR ŞEKİLDE DEMİRTAŞ’I KAPSIYOR”

Edirne Cezaevi’nde bulunan hükümlü önceki dönem Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yasadan yararlanıp yararlanamayacağına ilişkin tartışmalara değinen Sancar, bu konudaki tartışmaların spekülasyon olduğunu belirtti.

Sancar, “Yasa Demirtaş’ı kapsıyor, kapsamıyor tartışması külliye spekülasyonudur. Bu yasa net bir şekilde Demirtaş’ı kapsıyor ama Demirtaş’ın tahliye edilmesi için yasanın uygulanmaya başlamasına gerek yok” ifadelerini kullandı.

Sancar, sürecin kavramsallaştırılması ve teorik bir çerçeveye oturtulması konusunda Türkiye’de yeterli entelektüel katkının oluşmadığı yönündeki değerlendirmelerin, entelektüellerin süreci desteklemediği şeklinde yorumlanmasının doğru olmadığını söyledi.

ÇETİN ARKAŞ: “BÜYÜK ÖZ GÜVENLE YAKLAŞMASINI İSTERİM”

İmralı Sekreteryası üyesi Çetin Arkaş, “Suriye’deki gibi PKK kadroları devlet içerisinde yer alır mı gelecekte?” sorusuna ilişkin, “PKK kadroları olur olmaz… Ben böyle bir hevesi olan insanlarla karşılaşmadım ama eğer devlet Kürtler açısından da ‘Evet, bu devlet bizim devletimizdir’ duygusunu, algısını yaratmak istiyorsa bu noktada büyük bir öz güvenle yaklaşmasını isterim” dedi.

1988 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdiğini belirten Arkaş, bazı sınıf arkadaşlarının daha sonraki yıllarda valilik yaptığını ve bazı devlet bürokratlarının da sınıf arkadaşı olduğunu söyledi. Arkaş, 1991 yılında İstanbul Üniversitesi genelinde 500 üniversite öğrencisinin dağa gittiğini bildiğini belirterek, “Bu insanlar bireysel bir amaç, hedef, beklentisi olsaydı bugün çok farklı noktalara gelebilecek insanlardı. Şartlar, koşullar, o günkü atmosfer böylesi bir tercihi ahlaki ve vicdani olarak zorunlu kılıyordu birçok insan açısından” dedi.

“Bunların geride kalmasını, bir daha yaşanmamasını arzu ve temenni ederim” diyen Arkaş, devlet içerisinde Kürtlerin varlığı ve hassasiyetlerinin gözetilmesine ilişkin ise şöyle konuştu:

“Devlet bu konuda büyük bir öz güven içerisinde olmalı bence. Bu büyük bir devlet olmanın, öz güvenli bir devlet olmanın, kendine güvenen bir devlet olmanın ifadesidir. İngiltere’de başbakanlık yapan eski birtakım bürokratlara bakın, kökenlerine bakın. İngiltere’nin eski sömürgelerinden insanlar var, gelmişler oraya girmişler. Osmanlı’nın yönetim kademesine bakın; çok değişik çevrelerden, halklardan insanlar yönetim kademesinde yer almışlardır. Bu büyük bir öz güvenin ifadesidir aynı zamanda.”

2015-2023 yılları arasında ağır bir çatışma süreci yaşandığını belirten Arkaş, bu dönemde çok sayıda PKK militanının yaşamını yitirdiğini söyledi. Arkaş, “Çatışma koşullarının ağırlığı sebebiyle yaşamını yitiren arkadaşların kimler olduğunu, nerede, hangi çatışmada yaşamını yitirdiklerini tespit etmek, bunları belirlemek o ağır savaş koşullarında epeyce zordu. Sayılarının yüzlerce olduğunu söyleyebilirim. Taziyeler kuruldu, muhtemeldir ki yeni taziyeler kurulacak. Sayıyı şu anda ‘yüzlerce’ diye ifade etmekle yetinmek isterim” diye konuştu.

Sürecin kendileri açısından çok ağır olduğunu ifade eden Arkaş, ailelere ölüm haberlerinin verilmesi sırasında yaşananları anlattı. Arkaş, “Bu yasa çıktıktan sonra artık dağdan gerillaların eve döneceğini bekleyen bazı aileler oluyor. Arkadaşlarımız aileleri ziyarete gittiklerinde anneler, babalar, kız kardeşleri ‘Bu yasayla evlatlarımız gelecek, onu haber vermeye mi geldiniz?’ diye soruyorlar. Ama maalesef onların ölüm haberlerini alıyorlar. Böylesi insani, acı verici trajik sahnelerle karşılaştık” dedi.

“BİZ DE BİR ANA BABA EVLADIYIZ”

Çatışmalı dönemde yaşamını yitirenlerin çoğu zaman yalnızca rakamlarla ifade edildiğini belirten Arkaş, “Hep rakamlarla geçti: ‘40 terörist öldürüldü, 50 terörist öldürüldü…’ İsim yok, cisim yok. Biz de bir ana baba evladıyız, bizim de sevdiklerimiz var, bizim de arzularımız, özlemlerimiz, yaşam arayışlarımız vardı yani. Her birimizin kendine özgü, has hikâyelerimiz vardı” dedi.

Arkaş, yeni bir süreç başlayacaksa kin, öfke ve acıların yarıştırılmaması gerektiğini belirterek, “Türk çocukları ve Kürt çocukları, asker, polis ya da gerilla demeyelim; hepsine ‘bizim çocuklarımız’ diyelim. Bu anlayışı geliştirebilirsek yeni ve ortak bir geleceği birlikte inşa edebiliriz” diye konuştu.

Çanakkale’de Türkler ve Kürtlerin birlikte yattığına ilişkin örneği de değerlendiren Arkaş, “Şimdi hep birlikte bu çatışmalı süreçte yaşamını yitiren herkesin istisnasız mezarına çiçek bırakmaya var mıyız? Yani onların anılarını ve acılarını geleceğe taşımamak, acılı bir miras bırakmamak, ortak bir geleceği inşa etmeye var mıyız?” ifadelerini kullandı.

“HEP BERABER KAZANACAĞIMIZ BİR DİLİ YARATMAK ZORUNDAYIZ”

“Ben Diyarbakır Cezaevi’nin öyküsüyle büyüdüm. Benden önce bir kuşak vardı, benden sonra küçük çocuklar vardı. Üç kuşak, kesintisiz üç kuşaktan bahsediyorum. Ve on binlerce insan yaşamını yitirdi” diyen Arkaş, “Bu sürece ‘Bittik, savaşacak insanımız kalmadı’ ve benzeri bu tür teslimiyet, teslim alma, ‘Kazandık, ezdik’ falan bunlarla doğru bir gelecek kurulamaz. Hep beraber kazanacağımız bir dili, bir geleceği, duygu birlikteliğini yaratmak zorundayız” dedi.

Bu noktada sakin ve soğukkanlı bir yaklaşım geliştirilmesi gerektiğini belirten Arkaş, “Biraz da geleceği kurtarmaya, yaratmaya odaklanmış bir yaklaşımı geliştirmemizde fayda var” diye konuştu.

Arkaş, bazı ailelerin hâlâ yakınlarının mezarlarının nerede olduğunu bilmediğini belirterek, “Bizim tarafta hâlâ mezarsız, mezarı olmayan, nerede gömüldüğü dahi bilinmeyen onlarca aile var” dedi.

Kendi yaşadığı bir olayı da anlatan Arkaş, “Ben ömrünün beşte üçünden fazlasını hapiste geçirmiş bir arkadaşınız olarak söylüyorum. Hapisten çıktım, üniversiteden arkadaşım olan bir arkadaşın annesini ziyarete gittim. Bana sarıldı, ağladı. ‘Keşke benim oğlum da hapiste 34 yıl yatsaydı da şimdi gelseydi’ dedi. Onun mezarı yok, gözaltında kaybedildi” ifadelerini kullandı.

“OBJEKTİFLERİ BİRAZ DA BİZİM TARAFA ÇEVİRİN”

Arkaş, yaşananların daha fazla anlatılması gerektiğini belirterek, “O nedenle lütfen sizlerden istirham ediyorum. Bizim tarafı da biraz, bizim tarafta yaşananlara da biraz ışık tutun. Objektifleri biraz o tarafa da çevirmenizi rica ediyorum” diye konuştu.

Arkaş, “Bu çatışmalı süreç isteyelim istemeyelim gerçekten çok acı birtakım sonuçları yarattı. Birtakım acı, hiç kabullenemeyen… Vicdanını yitirmeyen hiçbir insanın göz yumamayacağı bazı acılar yaşandı” dedi.

Bu acılarla yüzleşilmesi ve yeniden çatışmalı bir sürecin yaşanmasını engelleyecek zeminin oluşturulması gerektiğini söyleyen Arkaş, “Bunlarla yüzleşmek, ortaklaşmak, birbirimizle acıları yarıştırmak yerine anlamaya gayret etmek ve yeniden böylesi bir çatışmalı sürecin yaşanma ihtimalini ortadan bırakacak bütün olasılıkları, zemini kurutacak, ilelebet kurutabilecek bir anlayışı geliştirmek durumundayız” dedi.

“ELİMİZİ ÇABUK TUTMALIYIZ”

Sürecin geri dönüşsüz bir noktaya gelip gelmediğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Arkaş, “Çok isterdim bunu söylemeyi. Bütün çabamız bunu söyleyebilmek içindir. Buna kilitlendik, bunu başaracağımıza inanıyoruz. Hep birlikte yaşayarak başaracağız. Bu, bizim hepinizin ortak hayali, arzusu olmalı” diye konuştu.

Sürecin yürütücülerinin daha hızlı davranması gerektiğini belirten Arkaş, “Ama elimizi çabuk tutmalıyız. Tarihsel olarak bu süreci istemeyen; konjonktürel, coğrafi, jeopolitik olarak böylesi bir sürecin yaratacağı etkiyi kendi çıkarlarına aykırı gören iç ve dış odak noktaları olabilir. Bir sürü çevre olabilir. O nedenle mümkünse bu sürecin yürütücüleri ellerini çabuk tutmalı, daha hızlı davranmalı. Aceleci olmamalı ama hızlı davranmalı. Bunun toplumsal psikolojisini hazırlayabilmeli” dedi.

(SON)

Yorum Yap

Benzer Haberler
Tunç Soyer’den cezaevinden mesaj: Çıkınca mücadeleye devam edeceğim
Tunç Soyer’den cezaevinden mesaj: Çıkınca mücadeleye devam edeceğim
Macron’dan SDG’nin entegrasyonu açıklaması: Fransa, Suriye’deki geçiş sürecini desteklemeye devam edecek
Macron’dan SDG’nin entegrasyonu açıklaması: Fransa, Suriye’deki geçiş sürecini desteklemeye devam edecek
Gültan Kışanak: “Kısa vadede anayasa yapabilecek bir olgunluğa geleceğimiz konusunda umutlu değilim”
Gültan Kışanak: “Kısa vadede anayasa yapabilecek bir olgunluğa geleceğimiz konusunda umutlu değilim”
DEM Parti İmralı Heyet üyesi Sancar: “Sayın Öcalan’ın hayati bir görevi ve rolü olacaktır”
DEM Parti İmralı Heyet üyesi Sancar: “Sayın Öcalan’ın hayati bir görevi ve rolü olacaktır”
CHP’de 49 kişi ihraç talebiyle disipline sevk edildi
CHP’de 49 kişi ihraç talebiyle disipline sevk edildi
Kadın Dayanışma Komiteleri, Sağlık Bakanlığı önünden seslendi: “Ücretsiz HPV aşısı hakkımız”
Kadın Dayanışma Komiteleri, Sağlık Bakanlığı önünden seslendi: “Ücretsiz HPV aşısı hakkımız”
Termal Şehirden Taze Gündem
Yalova Gündemleri

Gündem Yalova, “Termal Şehirden Taze Gündem” anlayışıyla şehirden yükselen en güncel gelişmeleri anlık, tarafsız ve güvenilir şekilde sunan; Yalova’nın nabzını tutan dinamik bir haber platformudur.

2026 Yalova Gündemleri © Tüm hakları saklıdır. Yalova Gündemleri